Koca bir duvar taşıyordun yüreğinde kimsenin aşamayacağı , aşmaya cesaret bile edemeyeceği . Dışa karşı güçlüydü , ama içe , kendi yüreğine yıkılmak üzereydi . Anılarla örülmüş , acılarla harçlanmış bu duvara tırmanmak , onu aşabilmenin ilk şartıydı . Vazgeçmek kolaydı , ertelemek de . Ama tırmanmaya başlandı mı bitirilmeli ! Çünkü her seferinde acımasız bir geriye dönüş vardı . Bıraktığın her sefer bir başlangıca gebeydi . Bir aşsaydım bu duvarı benim olacaktın , kucaklayacaktın beni . Kırgınlıkların , korkuların eriyip gidecekti , hepsi benim olacak , bana geçecekti . Ben kıvranacaktım , ben acı çekip işkencelere gönüllü katlanacaktım senin yerine , sen bilmeden . Benim yüreğim de duvar taşıyordu . Aşmaya yeltenen olmadı . Ben bu duvarı taşıyan birçok insan gördüm ve aşmaya değil yıkmaya çalıştım ; ama ne ben haberdardım bu duvarın yıkılamayacağından ne de duvarı taşıyan haberdardı bu duvarı taşıdığından . Sen de haberdar değildin ve ben hayatımda ilk kez yıkmaya değil aşmaya çalışıyordum . İzin vermiyor , engeller koyuyordun . Dikenli tellerle çeviriyordun bu duvarı . Yaralanıyordum tırmanırken , kanıyordum . Kırılıyordum , acıyordum , ama bırakmıyordum . Korkmuyordum etimin kesilmesinden , duygularımın can çekişmesinden . Yalnızca tırmanıyordum ardıma bakmadan , belki de bakmaya cesaret edemeden . Sandalyemin tekerleklerini çevirerek koltuğunun önüne gelmiştim . Gülümsüyordun . Ellerimi bacaklarına koyduğumda sanki yeniden büyük bir ağacın en üst dalından düşmüştüm . Sanki lunaparklarda insanın içini ürperten dev oyuncaklardan birisinin en tepesindeydim . Işıklar yanıp sönüyor , yüksek tonda sevmediğim bir müzik çalıyordu . Çığlıklar , korku , mutluluk ; bozma bu anı , konuşma , gülümseme , hiçbir şey yapma . Konuşmadın , kızmadın , hiçbir şey yapmadın . Bir terslik vardı . Kaçmaktı en iyisi . Evet , kaçmak istiyordum . En çabuk nasıl gidebilirdim ? Nasıl hızla uzaklaşabilirdim ? Koşsam gücüm yeter miydi ? Nefesimi sonuna dek bıraksam havaya ! Sıyırıp atabilir miydim yaşadıklarımın tortusunu üzerimden ? Ya da koşmak , kaçmak çare miydi kurtulmaya ? Kendinden ne kadar uzaklaşabilir ki insan ? Nereye gidebilir yaşadıklarını bırakıp ? İhanet edebilir mi yaşadıklarına ya da yüz üstü bırakabilir mi geleceğini ? Her yere kendisiyle birlikte taşımaz mı içindeki o sinsi acıları ? Korkmaz mı yalnızken , terk etmişken ya da terk edilmişken ? Ellerimi bacaklarından çektim . Bu ben değildim . Ben yere bakmazdım . Gözüne gözüne bakardım insanların . Kızgınken korkarlardı , çekinirlerdi benden . Yalan ! Koca bir yalan ! Gözlerine bakamazdım ben insanların . Korkaktım ben . Ben onlardan korkardım , kızgınken bile . Kızınca bir çocuk kadar bile olamazdım . Bir tenekeye tekme atamazdım mesela . Kaçamazdım sonra . Kaçarken sövemezdim beni kızdıran insanların anasına avradına . Koşamazdım uzaklara doğru . Bağıramazdım koşarken , derin soluyamazdım , terleyemezdim damla damla . Ben kızgınken sakin sakin yere bakardım , susardım , soluğum bile duyulmazdı . Ben kızgınken tam önüme bakardım aslında , senin gözlerine değil . İstemiyordun . Beni istemiyordun artık , biliyordum . Korkularını , benim bedenimde hayat bulan karabasanları istemiyordun . Her gelişinde bacaklarına dokunmaya yeltenen bu adamı istemiyordun artık . Dudaklarına aç bir yaban hayvanı gibi uzanan dudaklarımı istemiyordun . Haklıydın . En basiti , birlikte dolaşmak bile ıstıraptı senin için . Sokakta birlikte olmak için sandalyemi itmen gerekiyordu . Konuşmuyordun . Konuşmuyordum . Ellerimi ansızın çekip sandalyemi uzaklaştırdım senden . Utanmıştım . Halil , demiştin , neler yaptı ? 8 Halil'in kadın bedeni çizme tutkusu yaşama amacı haline gelmişti , ama içinde bulunduğu ortamda bunu başarabilmesi neredeyse olanaksızdı . Çareler düşünüyor , bulamıyordu . Artık bir şey çizemez olmuştu . İlla ki kadın bedeninin gizemi olmalıydı gözlerinin önünde ve tabloya yalnızca bu aktarılmalıydı . Altı ay önce bitirdiği bir resmi uzun süre dayanması ve renklerini koruması için verniklediği bir gece ansızın bir tekme savurarak üst kata çıktı . Hiçbir tablosu değerli değildi onun için . Çocukları gibi sevdiği resimlerine kolayca tekme atabiliyordu artık . Üst katta babasının çalışma odasına girdi . Onun ölümünden beri ilk kez girdiği bu odayı ağır bir koku kaplamıştı . Küf kokusunu andıran bu havayı içine çekmemek için soluğunu tuttu . Padişahın , babasına hediye ettiği hançeri duvardan alarak dışarı fırladı . Odadan çıkar çıkmaz derin soluk alıp dinlendi . Ağır ağır merdivenleri indi . Dışarı çıktı . Sokağın başına kadar yürüdü . Birden koşmaya başladı . Bu geç vakitte bile ortalıkta dolaşanlar vardı , ama Halil'le ilgilenmiyorlardı . Bu koşan adamın arkasından öylesine bakıyorlar , sonra da yollarına devam ediyorlardı . Halil , epeyce koştuktan sonra yüksekçe bir duvardan atlayarak mahallenin dışındaki kadınlar hamamının bahçesine girdi . Çevreyi iyice kolaçan ettiğinde hamamın girişinde yanan bir lambayı fark etti . Köpekler , bahçenin öbür tarafında olmalarına rağmen havlamaya başlamışlardı . Zincirleri çözülmemişti , ama her an koparabilirlerdi . Halil terasa çıkmasını sağlayacak demir merdivene yöneldi hızla . Basamakları tırmanırken ayağı kaydı . Dizini bir üst basamağın köşesine çarptı . Büyük bir acıyla inlemeye başladı . Neredeyse sürünerek terasa çıkmayı başardı . Bir süre olduğu yerde kıvrandı . Dizinin acısı hafifleyince karanlığa yeni yeni alışan gözlerini açtı . Büyük terasın tam ortasından birkaç çamaşır ipi geçiyordu . Bunlar iki uçtaki demirlere tutturulmuştu . İplerde havlular ve peştamaller asılıydı . Hafif rüzgarda sallanan bezler harika bir sabun kokusu yayıyordu çevreye . Topallayarak gezinmeye başlayan Halil , derin bir nefes çekti bu güzel kokulu havadan . Az önce midesini bulandıran küf kokusundan sonra çok iyi gelmişti . Köşede duran eski , kırık kurnaları ve tuvalet taşlarını görünce hemen işe girişti . Bunları ses çıkarmamaya çalışarak düzenledi . Kuşku uyandırmamak amacıyla eski hallerini de pek bozmadan , kolay kolay fark edilemeyecek güvenli bir köşe oluşturdu . Halil günlerce hamamı gözledi . Hamamcının karısı olduğunu sandığı kadın günde iki kez terasa çıkarak havlu ve peştamalları asıyor , topluyordu . Sabah çok erken saatte bir önceki akşam gün batmadan hemen önce astığı çamaşırları toplamaya çıkıyordu ve doğal olarak da gün batmadan o günkü çamaşırları asmak için geliyordu . Hamamın sorumlusu bu kadındı ; kocası mahallenin öbür ucunda bulunan erkekler hamamıyla ilgileniyordu . Halil , kadın çamaşırları astıktan sonra bekliyor ve hava kararınca terasa çıkıyordu . Gün ağarana dek uğraşıyor ve kadın terasa çıkmadan önce kaçıyordu . Haftalarca uğraştıktan sonra terastan hamama uzanan bir delik açmayı başardı . Bunu yaparken de paha biçilmez padişah hediyesini hurdaya çıkardı . Artık gündüzleri terasta kalmak zorundaydı , çünkü hamam gündüzleri açıktı . Dikkat çekmemek için geceden gidip terasa gizleniyordu . Hamamcı kadın geldiğinde iyice kıvrılarak köşede soluğunu tutuyordu . Zaten kadın akşamdan astığı çamaşırları aceleyle topluyor ve çevresine hiç bakmadan hemen gidiyordu . Halil'i görmesi olanaksızdı . Açtığı delikten haftalarca yıkanan kadınları gözetledi , ama koca memeli ve yağlı kadınlardan başka pek bir şey göremiyordu . Zaten açtığı delik umumi kısma denk geliyordu . Kadınlar oldukça kapalıydılar . Bu Halil'e yeterli malzemeyi veremiyordu . Hususi banyolar diğer köşede olmalıydı . Yine bir yanlışlık yapmamak için içeriye girip hususi banyoların tam yerini öğrenmeliydi . Çarşıdan satın aldığı çarşaflarla geceden giderek terasa saklandı . Sabah kadınlar gelmeye başlayınca çarşafları giyerek terastan indi . Kimseye belli etmeden duvardan dışarı atladı . Hamamın girişine yöneldi . Parasını ödedi . Peştamal ; havlu ve takunyasını hamamcı kadından alarak hususi banyoların yerini sordu oldukça incelttiği sesiyle . Kendisini banyolardan birisine attığında soluk soluğa kalmıştı . Önce biraz oturdu . Sonra duvara sırtını verdi ve adımlayarak yukarıdan deliği açacağı yeri hesapladı . Dikkat çekici bir yerde olmamalıydı . Biraz daha bekledi . Peştamalı ve havluyu ıslatarak banyodan çıktı . Ne çabuk ? dedi hamamcı . Korkuyla titredi Halil peçenin ardında . Acele hareketlerle malzemeleri teslim ederek çıktı . Hamamcı ıslak peştamal ve havluyu sepete atarken takunyaların nasıl kuru kaldığına şaşırdı . Halil gecelerce uğraşarak belirlediği yere bir delik daha açtı . Deliği açtığı yerde de eski takunyalar yığılıydı . Bunların altındaki delik en az öbürü kadar güvenliydi . Gündüzleri hususi banyolara giren kadınları gözetlemekle geçiyordu . Yine istediği kişiyi bir türlü görememişti , ama aylarca sabrettikten sonra gözetlediği bir kadın soluğunu daralttı , tüyleri diken diken oldu . Durup dururken titremeye başladı . Kadının yüzünü beynine kazıdı . Peştamalını çıkartmasını bekliyordu . Halil işkencedeydi , ama sonunda kadın peştamalını çıkartmaya başlamıştı . Ancak , aylardır çamaşır saatlerinde değişiklik yapmayan hamamcı , inanılmaz bir şekilde terasa çıkıyordu . Ayağındaki takunyaların sesi duyulmasa Halil az daha yakalanacaktı . Geceler boyu bir yerlerden yüzünü hatırladığı bu kadının kim olduğunu bulmaya çalıştı . Zihninde canlanan güzel yüzün altına çıplak bir beden hayal edip resmedemiyordu . Delirmek üzereydi . Bir kez daha gelir umuduyla hususi banyonun üzerindeki deliğin başında günlerce bekledi , ama kadını bir daha göremedi . Ermeni Ante olmasa intihar edecek duruma gelmişti . Halil her gün şarap satın almaya gidiyor , bu bahaneyle de tek dostu olan Ante'yle konuşuyordu . Ante bu genç ressamın her sırrını biliyor ve onu çok iyi anlıyordu . Hayal etme gücünü kaybetmemesini söyleyerek sürekli resim çizmesini telkin ediyordu . Halil boyalarını ve bezlerini Ermeni Ante'nin meyhanesinin yedi sokak aşağısındaki bir nakışçı dükkanından alıyordu . Nakışçı çok yaşlı bir adamdı ve kendisine kızı yardımcı oluyordu . Sayısı oldukça fazla olan kadın müşterilerle bu kız ilgileniyordu . Halil bir gün yine saatlerce meyhanenin mahzeninde Ante ile içip dertleştikten sonra ağır ağır nakışçıya yürüdü . Kafasında kendi derdinin yanında Ante'ninki de vardı . Ante hastaydı ve bu hastalığı onu sevdiği kızı elde etmekten alıkoyuyordu . Meyhanesinden dışarı çıkamıyordu . Nakışçıya girerken , Hiç olmazsa ben sokaklarda gezinebiliyorum , diye mırıldandı . Yaşlı adamı göremedi . Dükkanın sonunda adamın kızı bir müşteriye oya örnekleri gösteriyordu . Halil'in geldiğini fark etmediler . Halil de içtiği içkilerin etkisiyle kadınlara bir şaka yapmaya karar verdi . Tezgahın arkasına girerek kadınların olduğu tarafa dolandı . Birden önlerine çıkıp onları korkutacaktı . Başka kimse olmadığından iki kadının da yüzü açıktı . Halil onları korkutacağı yere geldiğinde donakaldı . Elleri , ayakları titremeye başladı . Terastaki delikten gördüğü kadın karşısındaydı . Halil yavaşça ayağa kalktı . Kadınlar ne yapacaklarını şaşırdılar . Boya , dedi Halil titreyen bir sesle , bez alacağım şarap alacağım , hamam . . . Bir anda bu yüzü nereden tanıdığını hatırladı . Hususi banyoda gördüğü bu kadın mahalleden komşularıydı . Eğer o büyük yangın çıkmamış olsaydı ve Halil'in babası bir - iki gün daha yaşasaydı , birkaç ev ötelerinde oturan bu kızı oğlu için isteyecekti . Halil çocukluğunu birlikte geçirdiği bu kızı gençliğe adım attıktan sonra hiç görmemişti . Annesi her misafirliğe gidişinde Peride'yi anlata anlata bitiremez , tam Halil'e göre bir kız olduğunu söyleyip dururdu . Halil nakışçıdan hızla çıktı . Evine doğru deli gibi koşarken amacına biraz daha yaklaşmanın sevincini yaşıyordu . Artık biliyordu en azından , aradığı kişi Peride'ydi . 9 Bir yanım senden nefret ediyor , kin kusuyor , anılarını , yaşattıklarını , hatta varlığını yadsıyor ; bir yanım seni çok seviyor , kucaklıyor , kurmaca odalarda , kurmaca müzikler eşliğinde seninle dans ediyordu . Hep yaşam öykülerini okuduğumuz , birden çok kişilik taşıyan insanlara benziyordum gitgide . Yokluğunda seni yadsıyan yanım öbürüne yenik düşüyordu ve geçmişe ait imlerden yararlanarak seni yaratıyordum yanı başımda . Seninle konuşuyor , dans ediyor , sevişiyordum . Düşsel yaşamım gerçek yaşamımı gölgelemeye başlamıştı . Geceleri hiç ummadığım dostlar ziyarete geliyordu . Kapım çalındığında karşımda duran yüzü hatırlamaya çalışıyordum , ama öyle zorlanıyordum ki , eski dostum adını ve nerede tanıştığımızı söylemek zorunda kalıyordu . Benim için çok utandırıcı bir durum olmasına rağmen oralı olmuyordum . Benim hatırlamayışımdan dostum utanacak hale geliyordu . Sohbete başlayınca doğal olarak geçmişten , ortak anılardan konuşuyorduk . Hepsi sakatlığımı anımsatacak kelimelerden özenle kaçınıyordu . Ben de özenle sakatlığımı anımsatacak cümleler kuruyordum geçmişe ilişkin görüntüleri hatırlatarak . Büyük bir zevkle karşımdakinin duyduğu huzursuzluğu hissediyordum . Benim yerime içi burkuluyordu . Üzerine gittikçe sinirleniyor ve bir daha asla kapımı çalmayacağını düşünerek gitmeden önce bana öldürücü bir darbe vurup intikam almaya hazırlanıyordu . Hemen en etkili silahını çekerek konuyu sana getiriyordu . Ee , Beril'i gördün mü son zamanlarda ? Karşımda oturan ürkek , duygusal kişi gidiyor , yerine intikam hırsıyla gözleri parlayan bir canavar geliyordu . Nerede olduğunu bilmediğimi söylüyor ve kestirip atıyordum ama , eski dost ısrarla seni sormaya devam ediyordu . Gitmek , kaçmak isteyen bedenime tutmayan iki bacak engel oluyordu . Orada öylece oturup sevgili eski dostumun acımasız intikamına malzeme oluyordum . Senin nerede olduğunu bildiğini söylüyor ve hatta tam adresini bile veriyordu . Bu adreste seni bulamayacağımı da ekliyordu . Artık kendi evinde kalmadığını , son zamanlarda birlikte olduğun bir adamın evine taşındığını , istersem bu adresi de bulabileceğini söylüyordu . Yüzüme bakarak iğrenç bir gülümseyişle intikamını perçinliyor ve gidiyordu . Evet , intikamını alıyordu . Beni ağlatıyor , içimi kanatıyor , bilmediğim yerlerden tuhaf bir acı hissettiriyordu . Sabaha kadar titriyordum , susuyordum ( konuşmuyordum ) , susuyordum ( boğazım kuruyordu ) . Sen bana anlatamıyordun . Anlatmanı istemiyordum zaten . Benim olmadığını senin sesinden duymak amaçsız bırakırdı beni . Ne olursa olsun yine gelmeli , yine yoklamalıydın beni . Küçük bir umut kalmalıydı içimde en azından . Heyecanla bir sonraki gelişine hazırlanmalıydım . ( Sen yine o adamla aynı yatağa girebilirdin her gece . Düşsel yaşamımdaki ben , düşsel yaşamımdaki seninle zaten her gece sevişiyor olacaktı . Beni istemediğini söylemen düşsel sen i alırdı elimden . İnan o zaman anlam taşımazdı yaşamım . ) Hiç kıpırdamadan oturuyordun . Bir şeyler anlatacaktın , ama öyküyü bitirmemi bekliyordun . Ben de parçası olduğum bu oyunu bozmadım . Öyküye devam ettim . 10 Halil mahzende baktığı her yerde Peride'nin yüzünü görerek sabaha kadar oturdu . Acıdan kıvrandı . Resim çizmeye çalıştı , beceremedi . Duvarları yumrukladı . İçti , Ante'den aldığı tüm şarabı bitirdi . Bağırdı . Gördüğünü sandığı böceklerden kaçtı bucak bucak . Adam öldürdüğünü sandı , öldürüldüğünü sonra . Kahve içince kendine gelebileceğini düşünerek mahzenden çıktı . Yukarıda , babasının odasında çuvallarla kahve vardı . Gün ağarmıştı . Odadaki iğrenç kokudan kurtulmak için ağzını ve burnunu kapatacak biçimde bir eşarp bağladı . Odaya girer girmez büyük dolabı açtı . Dolabın içindeki çuvaldan bir avuç kahve aldı . Şimdi bir de bu kahveyi çekmesi gerekiyordu , ama kahve değirmeninin nerede olduğunu bilmediği gibi bulacağını da sanmıyordu . Avucundaki kahveyi odanın diğer köşesine savururken pencereye konan kelebeği fark etti . Ağır ağır pencereye yürüdü . Bu güzel yaratığı ürkütmeden nasıl yakalayabilirdi ? Nasıl açabilirdi pencereyi ? Derken kelebek havalandı ve sokağın öbür ucuna doğru uçmaya başladı . Kelebeğin uçuşunu izlerken Peride'nin evden çıktığını gördü . Görünmemek için hemen duvara yaslandı . Göğsü hızla inip kalkıyordu . Elleri titremeye başladı . Ani bir hareketle merdivene koştu . İlk dört basamağı tek adımda inebildi , ama bastığı yerde bileği burkuldu . İskemlelerine rahatça yerleşmişler , beni dinlemeye hazır , bekliyorlardı . Dinleyin , dedim . Yaşlı adamların gözleri bendeydi . Size kendi hayatımdan anılar anlatacağım . O kadar çok şey hatırlıyorum ki . . . İlkin yakın geçmişten bir iki anı . Zaman yılbaşına çok yakındı . Bütün gün New York sokaklarında dolaştıktan sonra , geceleri 42 . Cadde'ye varırdım . Artık yorulmuş olurdum . Bazen metroya binerdim . New York metrosu pek temiz değildi , üstelik karmakarışıktı . Kat kat merdivenlerden inilir , çiş kokan koridorlardan geçtikten sonra kimi zaman gene bazı merdivenlerden çıkılırdı . Orta halli ve yoksul insanlar , zenciler , koridor köşelerinde sızmış alkolikler bu saatlerde benim geçtiğim kanallarda sıkça olurdu . Rayların üstünde haykırarak gelen trenlerden ürker ; kimselerin olmadığı bölmelerde yalnız kalmamaya çalışırdım . Kentin kalın bağırsağı idi burası ; çok yoğundu . Bazen tehlikeliydi ; tüm duyularım uyanık olarak trenimin rengini ve numarasını bulmaya çalışırdım . Henüz çok iyi öğrenememiştim New York metrosunu ama gene de her gece gideceğim yere varabiliyordum . Benimle aynı saatlerde bazen bir kör adam da biniyordu metroya . Ona birkaç kez rastlamıştım . Kayışını sımsıkı tuttuğu köpeği bütün yolları , merdivenleri ve dehlizleri biliyordu . Adam köpeğinin yardımı ile her gece metroya biniyordu . Bunu görünce New York metrosunu öğrenmenin o kadar zor olmadığını anlamıştım . Ama ben gene de şaşırıyor , kimi zaman yeraltındaki upuzun yollarda kayboluyor , yürüyüp duruyordum . Bir sigara çıkartıp yaktım . Yaşlı adamlar beni büyülenmiş gibi dinliyorlardı . Devam ettim . Bir gece zamanı , metro dehlizinin bana yakın bir bölümünden akıl almaz kıvraklıkta bir Latin Amerikan müziğinin yayıldığını duydum . Öyle canlı , öyle iç gıcıklayıcı bir müzikti ki bu ; bana yıllar önce gittiğim Rio de Janeiro'daki şovları , sahnede dans eden upuzun bacaklı siyahi kızları , sonsuz Atlantik Okyanusu'nun kenarındaki kumsallarda futbol oynayan gençleri anımsatmıştı bir anda . Müziğin geldiği yöne doğru gittim . Çılgın bir şeydi bu müzik . Beni bir mıknatıs gibi kendine doğru çekiyordu . Dehlizin düzlük bir yerinde kalabalık toplanmıştı . İşte müzik oradan geliyordu . Kalabalığı hafifçe yararak öne geçtim . Simsiyah saçlı , orta boylu , siyah deri yelekli , boynunda kırmızı fular olan bir adam bir kızla delice dans ediyordu . Kızı sırtüstü yatırıyor , birden kendine doğru çekiyor , bacağına bir çimdik atıyor , yere bırakıveriyor , derken havaya kaldırıyor , sonra ona sımsıkı sarılıyordu . Dikkatlice bakınca , kızın bir kukla olduğunu gördüm . Muhteşem bir kadın kuklasıydı bu ; dans ederken göğüsleri titriyor , etekleri açılıyor , adam bacağını çimdikledikçe irkiliyordu . Büyülenmiştim . Uzun bir süre orada kaldım . Adam terini silip dansına devam ediyordu . O zamana değin gördüğüm en güzel şovlardan biriydi bu . Canım oradan ayrılmak istemiyordu . Belki New York şehrinin bağırsaklarında , kukla kızla çılgınca dans eden bu adama bir daha rastlayamayabilirdim . Müthiş bir dansördü ; akıl almaz numaralar yapıyor , çevreden alkış topluyordu . Kızın saçları siyah ve kıvırcıktı . Omuzlarına dökülüyor , havaya saçılıyor ; gözleri açılıp kapanıyordu . Susmuştum . Hacı Murat , Ne müthiş bir şey bu ! Kukla kadınla dans eden adam . . . New York metrosu . . . Bizlerin hiç görmediği yerler . . . diye mırıldandı . Osman merakla sordu , Bir daha rastladınız mı o adama ? Evet , rastladım . Üç gün sonra , metro istasyonunun alt katlarından birinde , o müziği duydum gene . Dehlizden dehlize geçerek , kukla kadınla dans eden adamı yeniden gördüm . İnanılmaz güzellikte bir şeydi bu . Uzun uzun seyrettim onu . Müzik , adamın yere koyduğu yuvarlak bir diskçalardan geliyor ; dalga dalga bütün metro istasyonuna yayılıyordu . Ter içindeydi adam ; anlatamayacağım denli çeşitli figürler yapıyor ; kadına sımsıkı sarılıyordu arada . Bazen elini kadının beyaz külotunun içine de sokuyordu . O zaman kukla kadın elektrik verilmiş gibi titriyordu . İnanılmaz bir şey , dedi İzzettin . Sanki görmüş gibi oldum kukla kadınla dans eden o adamı . Sözümü bitirmiştim . Muammer'den bir su istedim . Bir şey soracaktım , dedi Osman . Sizden nefret eden kadın . . . Hani söylemiştiniz ; size korkunç bir kin duyan bir kadın vardı . Onu anlatacak mısınız ? Ah ! dedim . Benden nefret eden ; elinde olsa beni yok edecek olan o kadın . . . Zayıf ve kemikli göğüslü ; sesi buz gibi soğuk ; benimle konuşurken adeta zorluk çeken ; nefretini saklayamayan o kadın . . . Enderdir onu gördüğüm ama o kinli gözleri , hırslı bakışları gözümün önünde . Buz gibi sesini duyarım telefonda ; nefretini ve kıskançlığını saklamaz . Garip bir şeydir bu . Bazen düşünürüm ; bu dünyada beni sevmeyen vardır ama böyle somut bir kin duyan birisi . . . Ben onu tanıyorum derim . Bilmediğim kötülükler tüylerimi ürpertir ; o oradadır işte , o odanın içinde ; telefonun başında . Benden nefret eden kadın . Niçin nefret ediyor sizden ? Neden kıskanıyor ? diye sordu Hacı Murat . Anlatacağım , dedim . Sonra . Şimdi sizin fincanınıza bakayım , dedi Malike Hanım . Uzanıp kapatmış olduğum kahve fincanını eline aldı . Balkonda limonata gibi bir gece havası süregeliyordu . Karayağız delikanlılar Memduh ve Muharrem balkon demirlerine ilişmişler , aralarında alçak sesle bir şeyler konuşuyorlardı . Kanarya , ötüşünü kesmişti . Hürrem Hanım'ın gözü iki delikanlıdaydı . Anladığım kadarı ile onlar ; neden geldiklerini anlamadıkları bu eski balkondan nasıl çıkıp kentin canlılığına ve gece yaşamına karışacaklarını düşünüyorlardı . İki yaşlı kadına olan saygılarından bunu dile getiremiyorlar ; parmaklığın orada oyalanıyorlardı . Malike Hanım fincanımı açıp dikkatle içine baktı . Ne kadar ilginç çıkmış sizin falınız . Görkemli bir ev , ışıl ışıl bir hane . . . Hanenin içinde bir adam . . . Düşüncelere dalmış . Bir başka tarafta dört kişi arasındasınız sanki . . . durun bakayım , bunlar da erkek . Bir masa başındasınız . . . Çok şey çıkmış sizin falınızda . Bakın , bakın ; işte şurada bir adam ! Uzunca boylu , zayıfça . . . Allah Allah , ayağını fincandan dışarıya atıyor . Bakın , görüyor musunuz ? Bir ayağı fincanın dışında sanki ! İşte öbür ayağını da kenardan dışarıya attı ! diye bağırdı . Malike Hanım'ın elinde tuttuğu kahve fincanının içindeki telveden Fevzi çıkıvermiş ; bir adımda yere atlamıştı . Üstünü başını düzeltti , kravatına şöyle bir dokundu , saçlarını eliyle arkaya itti . Çevresine baktı . Balkondakilere , İyi akşamlar , dedi . Fevzi ! deyivermişim oturduğum yerden . Buradayım , geldim işte ! dedi Fevzi . Aman , yollar da çamurlu mu neydi , tam anlayamadım ; ayakkabılarım , pantolonumun paçaları battı . Kusura bakmayın . . . Malike Hanım'la Hürrem Hanım Fevzi'ye dikkatle bakıyorlardı . Aman efendim , estağfurullah . Ne zararı var , dediler . Telvedir . Efendim ? Telvedir , çamurdur efendim ; kuruyunca geçer . Fırçalayacağım kuruyunca , dedi Fevzi . Gel Fevzi , gel , dedim . Şöyle kenarda biraz konuşalım . Fevzi'yle balkonun köşesindeki hanımellerinin yanına gittik . Anlat , dedim . Ne haber ? Bende değişen bir şey yok ki , haberler sende , dedi Fevzi . Sen Mithat Bey'i ne kadar tanıyorsun ? Uzun yıllardır tanırım Mithat'ı . İyi arkadaşımdır . Sen de bunu bilirsin . Bilmiyorum , sen anlat . Ne iş yapar Mithat Bey ? Sen gene benimle alay ediyorsun ? . . Gerçekten bilmiyorum . Bu yaşamımla ilgili hiçbir şey bilmediğimi anlattım sana . İnanasım gelmiyor . Her neyse . . . Ne iş yapar Mithat Bey ? İşadamı . Serbest çalışır . Şirketleri var . Yurtdışı ile bağlantılı işler yapıyor . Çok varlıklıdır . Şimdi oturduğumuz , yeni döşediğimiz ev nerde ? Ayol , sen beğendin , seçtin ya o evi . Söyle Fevzi , nerde o ev ? Bilkent'te müstakil bir villa . Demek Bilkent'te bir villa . . . Başka evlerimiz de var mı ? Olmaz olur mu ? Bodrum'da , yat limanında harika bir villanız daha var . Bahçesindeki manolya ağaçlarını ve özel sub - tropik bitkileri sen diktirdin . Unuttun mu yahu , geçen sonbahar orada bir parti vermiştiniz ; ben de vardım . Evi gezdirmiştin ya bana . Bodrum'da bir villa . . . diye mırıldandım . Başka ? Kartalkaya'da dağ eviniz var . Sen çok seversin orayı . Boğaz'da , Ayşe Sultan korusunda bir eviniz daha var . Başka ? Çok mal varlığınız olduğu söylenir . Patara'da ev yaptırıyormuşsunuz . Benim bildiklerim bu kadar . Eskiden oturduğunuz , Gaziosmanpaşa Hatır Sokak'taki villanız da öylece duruyor . Bana biraz Mithat Bey'i anlat , dedim . Az konuşan , kapalı bir adamdır , dedi Fevzi . Ne bileyim , iyi bir dost , iyi bir arkadaş Mithat . Mutlu mu ? Kimbilir ? Doğru . . . Bilemezsin bunu . Çocuklarımız var mı ? Çocuğunuz yok . Kaç yıldır evliyiz biz ? Sen beni iyice işletiyorsun . Dur bakalım bunun sonu nereye varacak ? Senin oyunlarından biri . Her neyse , ne sormuştun ? Kaç yıllık evliyiz onunla ? Üç yıllık evlisiniz , dedi Fevzi . Şaşırmıştım . A , a . . . Kısa bir süre bu . Ben daha uzun yıllardır evli olduğumuzu sanıyordum . Yok , üç yıl oldu siz evleneli . Hayret ettim , dedim . Neye hayret ettin ? Üç yıl olmuş . . . Mithat'ın boşanması uzun sürdü , dedi Fevzi . Boşanması mı ? Sana aşık olduktan sonra karısından boşandı ya . Bütün magazin basını aylarca bu gizli aşkı ve bu boşanmayı yazdı . Fevzi bir sigara yakmıştı . Demek Mithat Bey daha önce evliydi ? Evli olmaz mı canım , on sekiz yıllık evliydi . Beni nerede tanıdı ? Sekreteriydin ya , dedi Fevzi . Mithat'ın sekreteriydin sen . Büsbütün şaşırmıştım . Allah Allah , ben nasıl sekreteri olabilirim Mithat Bey'in ; ne bilgisayar kullanmayı bilirim , ne daktilo . Hayret doğrusu . İşte , adamın aklını başından aldın . Nasıl yaptınsa yaptın , başardın bu işi . On sekiz yıllık karısından ayrılıp seninle evlendi . Memnun olmamış gibisin ? Yok canım . . . Hakikaten , bir şey sezdim sesinde . Biliyorsun , eskiden beri ben de beğenirdim seni , dedi Fevzi . Gülmeye başladım . Niye gülüyorsun , ben de şerefli bir büyükelçiyim . . . Sen evli değil misin Fevzi ? Ben karımdan ayrı yaşıyorum , dedi yavaş bir sesle . Şimdi Fevzi'den öğrendiğim şeyleri düşünüyordum . Hanımelinden gelen tatlımsı koku da , gece bastırınca balkonu iyice doldurmuştu . Üç yıl olmuştu ben Mithat Bey'le evleneli . Yaşlı kadınlar koltuklarında arkalarına yaslanmışlar , hafifçe uyuklamaya başlamışlardı . Muharrem bana , Biz şu balkon demirlerinden atlayıp kente doğru gidiyoruz . Hoşça kalın , dedi . İki delikanlı demirlerden atlayıp hızla uzaklaştılar . Yaşlı kadınlar uyuyakalmış , kanarya tüneğinde kabarıp başını boynuna gömmüştü . Balkon sakindi şimdi . Fevzi gitmişti . İşte şimdi her şey biraz daha aydınlandı , dedi Osman , oturduğu yerden . Ömür Uzatma Kıraathanesi'ndeki dört yaşlı adam dikkatle yüzüme bakıyorlardı . Ne gibi , nasıl ? diye sordum . Sizden nefret eden , size karşı korkunç bir kin ve kıskançlık duyan kadının kim olduğunu artık biliyoruz . Kimmiş ? Mithat Bey'in eski karısı . Başka kim olabilir ? Kocasını elinden aldığınız kadın . Oturduğum yerden doğruldum . Yaşamımdaki kişiler yanlış şekilleniyor ; sanki birtakım yerlere benim haberim olmadan oturuyorlardı . Ama ben bu kadını tanımıyorum ki ! Ben Mithat Bey'in eski karısını hiç tanımadım ki . Üstelik ben Mithat Bey'i de tanımıyorum . Bütün bu anlatılanlar sanki magazin basınını süsleyen ucuz haberler . Fevzi'nin anlattığı birtakım şeyler bunlar . Sizlere anlatmaya çalışıyorum ; benim bu garip yaşamöyküsü ile , bu insanlarla hiçbir ilgim yok . O olayları yaşayan ben değilim . Benim yaşamım bambaşka ! dedim . Bir sessizlik oldu . Hacı Murat , O zaman sizden nefret eden , size kin duyan bir kadın da yok , dedi . Var ! diye bağırdım . Öyle bir kadın var ! Ama o başkası ! Hacı Murat düşünceli düşünceli bana bakıyordu . Benim hayatım dediğiniz bir olay var . Ona sıkı sıkıya bağlısınız . Bunu anlıyorum , dedi . Evet , dedim . Benim hayatım dediğim bir olay var . Bir gerçek . Ona tabii ki bağlıyım . Bütün bu yaşadığım olaylar bana sanki hayatımı elimden almak için düzenlenmiş bir seri oyun gibi geliyor . Ürküyorum . Hayatım elimden alınacak ; bunu hissettim . Korkuyorum . . . Bir insanın hayatı elinden alınınca ne olur , biliyorsunuz , dedim . İzzettin atıldı , Korkmayın . Sakın korkmayın . Hayatınızı elinizden alıp sizi yok etmeye çalıştıklarını zannetmiyorum . Bu korkunç bir şey olur . Oturduğum yerden adeta haykırdım . Bir cinayet ! Ustaca işlenmiş bir cinayet olur bu ! Bir zamandır bunu düşünüyorum . Ama , dedi İzzettin , Size çok güzel bir hayat sunuluyor . Varlık , kimlik ; ne bileyim ben , her şey . . . Böyle bir cinayet olamaz . Bana yepyeni bir hayat sunuluyor , içine de girmiş bulunuyorum . Ama benim istediğim , bu yaşıma dek yaşadığım , seçtiğim bir hayat değil ki bu ! dedim . Benim kendime ait olan hayatımda da insanlarım var , kalabalıklarım , tenhalıklarım var . Ne bileyim ben , bambaşka beklentilerim var , vazgeçemeyeceğim bir özgürlüğüm var , kendime ait bir yalnızlığım var . Umutlar , anılar , her şey değişik . Memnunsunuz hayatınızdan , dedi Hacı Murat . Evet , memnunum hayatımdan . Ama şu anda onunla bir bağlantı kuramıyorum . Sanki ustaca koparıldım ondan . Şimdi yeni bir kimlikle dolaşıyorum dünyada . Düşünmeye başladım ; acaba benim hayatımı , düşlerimi , özgürlüğümü , anılarımı ve şu anda ulaşamadığım , bu içinde olduğum boyutta varlıklarına rastlayamadığım sevdiklerimi kim almak istiyor elimden ? Osman , Ne kadar ilginç . . . Yaşamınızın elinizden alındığını düşünüyorsunuz ; size yeni bir yaşam sunulduğunu değil . Evet , öyle düşünüyorum . Haksız mıyım ? Bunu kim yapıyor acaba ? Bakın , benim de aklıma takıldı bu . Yaşamınızı kim elinizden almaya çalışıyor acaba ? Size değişik , parlak ve güzel şeyler sunarak eski yaşantınızdan kopmanızı isteyen kim olabilir ? Kimse beni yaşantımdan koparamaz , dedim . Düşlerim , anılarım , gerçeklerim yerli yerinde duruyor . Ama şu anda onlara ulaşamıyorsunuz , dedi İzzettin . Evet . Şu anda onlardan uzaktayım . Evime giremiyorum . Evimin yerini başka bir mekan almış . Nerede otururdunuz ? diye sordu o zamana değin konuşulanları dikkatle dinleyen , söze az karışan Şakir . Kavaklıdere'de , yıllardır aynı evde otururdum , dedim . Güzel miydi eviniz ? Benim için çok güzeldi . Ama bu yeni gördüğüm ev gibi lüks ve görkemli değildi . Bu yeni evi daha iyice bilmiyorsunuz ki ! Nerede ne var , bilir misiniz ? diye sordu Osman . Hayır , şöyle bir gezdim , o kadar . Ustaca işlenmiş bir cinayet . Ortada hiçbir ipucu yok . Çünkü öldürülen yok . Ama bir insanın rayı değiştiriliyor ; başka bir yaşamın içine sokuluyor . Dediklerinizi uzun zaman unutamam . Ama , acaba bu düşünceniz gerçek mi ? diye sordu Hacı Murat . Acaba abartıyor musunuz gerçekleri biraz diye düşünüyorum . Niçin böyle bir şey yapılsın ? Niçin durup dururken bir insanın kimliği , yaşamı , şu hayattaki konumu değiştirilsin ? Tuhaf bir şey bu . Birden aklıma o zamana kadar düşünmediğim bir şey gelmişti . Renginiz sarardı , ne oldu ? diye merakla sordu Osman . Renginiz gitti birden . Aklıma ürkütücü bir şey geldi birdenbire , dedim . Nedir o ? Benim yerime , benim yaşamıma kim geçti acaba ? Belki de bütün bu olanlar , benim yaşamıma birini yerleştirmek için kurulmuş bir oyun . . . Hayır , şarklı değil . Milas'lı . Saçları kır . Arkaya taranmış . İzini bulursanız , bu numaraya haber verirsiniz , dedi . Kahvenin numarasını söyledi . Nereye gitmiş olabilir Osman ? Bilmiyorum . Haber vermemesi çok tuhaf . Neyse , polise haber verdik . Çevreyi araştırırlar . Bulabilirler onu . Acaba kaçırıldı mı ? Ömür Uzatma Kıraathanesi'nin kapısı güm güm vuruldu . Hepimiz heyecanla yerlerimizden fırladık . Osman ! Osman geldi galiba ! Kapı açık , gir ! Kıraathanenin kapısı gıcırdayarak açıldı . İçeriye gençten bir erkek girdi . Soluk soluğaydı . Kapının kenarındaki duvara dayanıp bize baktı bir an . Göğsü körük gibi inip kalkıyordu . Kumral saçları hafifçe karışmıştı . Ömür Uzatma Kıraathanesi mi ? diye sordu . Evet , Ömür Uzatma Kıraathanesi burası . Buyrun , dedi Hacı Murat . Bağışlayın , koşa koşa geldim buraya . Gece rüzgarından saçım başım dağıldı , dedi genç erkek ; elleriyle saçını düzeltmeye çalıştı . Hepimiz kıraathaneye gelen bu yabancıya dikkatle bakıyorduk . Çok yakışıklıydı , hemen fark etmiştim . Heyecanlıydı , çaresiz bir hali vardı . Yeşilden maviye dönüşen iri gözlerini bize çevirmişti . Anlatacaklarım var , dedi . Şakir , Oturun şöyle . Biraz nefes alın . Dinlenin . Heyecanlı ve yorgun görünüyorsunuz , dedi . Yeni gelen , masanın bir kenarındaki boş sandalyeye atmıştı kendini . Bir bardak su var mı ? diye sordu . Muammer , beye su getir oğlum ! Genç erkek , Muammer'in getirdiği suyu yudum yudum içti . Gözleri kıraathanenin loş ışığına alışmış , sanki biraz kendine gelmişti . Adım Kerem , dedi . Sizlere anlatacaklarım var . Erkekler Parkı'ndan geliyorum . Erkekler Parkı mı ! dedim . Heyecanlanmıştım birden . Kerem ; ışıkta değişen , şimdi koyu bir yeşile dönmüş olan gözlerini bana çevirdi . Evet , Erkekler Parkı . Yoksa biliyor musunuz orayı ? diye hayretle sordu . Biliyorum . Erkekler Parkı'nı biliyorum , dedim . Kerem bana dönmüştü . İnce uzun parmaklı elleri masanın üstündeydi . O dünyayı biliyorsunuz demek . . . Tam değil . Ama orada bulundum . Uzun zamandır mı gidersiniz oraya ? Hayır , yalnızca iki kez gittim . Muammer çayları getirmişti . Kerem çayına iki şeker atıp yavaşça karıştırdı . Onu tanıyorsunuz o zaman , dedi . Hayır . Onu görmedim . Kim olduğunu bilmiyorum . Parktaki tüm erkekler onun gelmesini bekliyorlardı . Birden , geldiğini duydum , parktaki kalabalık karıştı . Ama göremedim onu . Galiba gelmemiş , öyle söylediler , dedim . Ah ! diye mırıldandı Kerem . O insanı deli eden bekleyiş . O gerilim , o yürek çarpıntısı . . . Öyle kolay gelmez ki o . Sanırım o zaman da gelmemişti . Kerem , çayını içip bitirmişti . Bir insanın ruhundan geliyorum ben , dedi . Bir bellekten . . . Kurtulup buraya gelmeyi başardım . Kaçtım . Erkekler Parkı . . . Ne kadar ürkütücü ve bir o kadar da çekici bir yer orası . Yaşamadınızsa o olayı , bilemezsiniz . Bir yapışkan sinek kağıdı gibidir o park . İçine giren bir daha kolay kolay kurtulamaz , çıkamaz oradan . Niçin ? Niçin bir giren bir daha çıkamaz oradan ? diye sordum . Çıkmak istemez . Bir süre sonra da o dayanılmaz bekleyişe , o baş etmesi zor gerilime alışır . O , her an gelecek gibidir ; her an . Bırakamazsınız o parkı . Bu heyecana , afyona , ne bileyim ben ; eroine alışır gibi alışır insan . Artık o parktan bir çıkış yolu yoktur . Onu görmek için , tüm zamanınızı o parkta geçirmeye başlarsınız . Ürkütücü şeyler bu anlattıklarınız . Evet , ürkütücü , dedi Kerem . Bir sigara yakmıştı . Bir kölesinizdir artık o parkın içinde . Öyle , lodos balığı gibi kendinizi oradan oraya atarsınız . Zor kurtuldum oradan . Nasıl çıkabildiğimi anımsamıyorum . Belki bir daha hiç giremeyeceğim oraya . Ama kurtardım kendimi . Attım dışarıya , can havliyle . Nasıl yaptığımı anımsamıyorum . Nerede bu Erkekler Parkı ? Biçimli elleriyle çakmağıyla oynuyordu . Bu park onun ruhunun içinde , onun belleğinde . Ne tuhaf şeyler değil mi , şu anlattıklarım size ? O ruhun , o belleğin içine girdiğiniz an , tutsaksınız . Onun tutsağı . Bırakmaz , hiçbir yere bırakmaz sizi . Öyle geçer yaşam . O parktan kurtulana pek rastlamadım . İki yıl önce bir kabadayı , tabancasını havaya sıka sıka kaçabilmiş . Ama onu bir daha gören olmadı . Kimbilir nereye gitti ? dedi . Park kurşun sesleri ile yankılanmış . Merakla Kerem'in anlattıklarını dinliyorduk . O kim ? Bir kadın , değil mi ? diye sordu İzzettin . Evet ; bir kadın o , dedi Kerem . Gözleri buğulanmıştı bir an . Dönmek istiyorum Erkekler Parkı'na , dedi birdenbire . Gidiyorum , parka gidiyorum yeniden . Onu bulmalıyım . Yerinden kalkmıştı . Şakir , Durun , oturun biraz . Anlatın . Gidersiniz , sonra geri gidersiniz Erkekler Parkı'na . Buraya kadar geldiniz . Kaçtım , kurtuldum oradan , diyordunuz , dedi . Kerem ter içindeydi . Kurtulamamışım demek , diye mırıldandı . Orada olmalıyım şimdi . Bırakın gideyim , ne olur bırakın . Fevzi yavaşça bana doğru eğildi . Ne tuhaf . Bağımlılık yapan bir yer bu Erkekler Parkı . Baksana çocuk nasıl çırpınıyor . Yüzü gözü ter içinde kaldı . Eroin krizi gibi bir kriz geçiriyor . Ona yardımcı olmalıyız , dedi . Kerem yerinden kalkmıştı . Hızla kapıya doğru gidiyordu . Kapının orda hafifçe sendeledi . Durun ! Gitmeyin ! diye bağırdı Hacı Murat . Oturun yerinize . Buraya bir şeyler anlatmaya geldiniz . Koşa koşa , nefes nefese geldiniz kıraathaneye . . . Evet , dedi Kerem . Ama şimdi duramıyorum . Acaba hata mı ettim parktan dışarıya çıkmakla ? Ya orayı bir daha bulamazsam ? Yolunu bilmiyorum . Erkekler Parkı'nın yolunu bilmiyorum . Oraya nasıl ulaşılacağını , nereden gidileceğini hiç bilmiyorum . Ya bir daha dönemezsem oraya ? İnce parmaklı elleri titriyordu , bir sigara daha yakmıştı . O sizi bulur . O sizi gene parkın içine çeker dedi Şakir . Kerem hayretle , Nereden biliyorsunuz ? diye sordu . Gerçekten çeker mi beni o parkın içine ? Çeker . Şimdi düşünüyorum da , galiba o parkın dışında yapamayacağım ben , dedi Kerem . Her yanım titriyor , ter içinde kaldım . Parka dönmeliyim . Sanki bir uyuşturucu bağımlısı gibi , diye mırıldandı Nejat . Kerem ona ilgiyle baktı . Evet . Uyuşturucusu kesilmiş bir bağımlı gibiyim şu an , dedi . Yüreğim delice çarpıyor , ellerim uyuştu . Hiçbir şey düşünemiyorum . Sakin olun biraz , sakin olun , dedi Fevzi . Kendinizi bir bağımlılıktan kurtarıp buraya geldiniz . Gece zamanı buldunuz bu kıraathaneyi . Sakin olmaya çalışın . İçki var mı ? diye sordu Kerem . Hacı Murat içeriye seslendi . Muammer , yarım şişe viski olacaktı dolapta , getir onu oğlum . Arka tarafta olacak . Muammer elinde viski şişesiyle belirmişti . Bardak da getir , dedi Hacı Murat . Kerem cebinden bir mendil çıkartmış ; yüzündeki , boynundaki ter damlacıklarını siliyordu . Al oğlum , biraz viski iç . Viski bardağını aldı , dikip bitirdi . Bardağı masanın üstüne koydu . İnce , uzun parmaklı elleri titriyordu . Sakinleştin mi biraz ? Belki . İçim yandı . Sakinleştirir bu beni yavaş yavaş . Gitmeliyim , kalkıp gitmeliyim . Bir şey anlatmak için gelmiştin buraya . Evet , buraya bir şey anlatmak için gelmiştim , dedi Kerem . Ama şimdi o anlatmak istediklerimi nasıl anlatacağımı bilmiyorum . Sanki anlatacağım şeyler birden önemini yitirdi . Ne tuhaf , başka şeyler önem kazandı gibi . Anlatacağım şeyler . . . Neydi ki onlar ? O anlatmak istediklerimi nasıl anlatacağımı bilmiyorum . Ne anlatacaktın ? Parkı mı ? Hayır , hayır . . . Parkı anlatmayacaktım . Kafası karışıktı besbelli . Elinin bir hareketiyle çakmağı kaymış , masadan aşağıya uçmuştu . Öyle bir şey ki . . . Anlatacağım öyle bir şey ki ! Nasıl başlayacağımı bilemiyorum . Ne garip sözcükleri bulamıyorum . Her şey silindi aklımdan . Beynimin içi bir çöl gibi , dedi . Gözlerinde korku ve acı ile bize bakıyordu . Bir an düşündüm ; bu yakışıklı genç kapana kısılmış bir hayvan gibiydi . Ne kadar yazık . Galiba hiçbir şey anlatamadan gideceğim buradan , diye mırıldandı . Niçin geldim buraya bilmiyorum . Sizleri de boşuna oyaladım . Bağışlayın . Hiçbir şey anlatamıyorum işte . Gitmeliyim . Bir an önce dönmeliyim oraya . Başını çaresizlikle iki elinin arasına almıştı . Bir viski daha içer misin , oğlum ? Olur , alayım . Kıpırdamadan , öylece duruyordu . Anlatamadım . Hiçbir şey anlatamadım , diye acıyla inledi . Oysa sizlere ne kadar çok anlatacağım vardı . Parktan çıkıp buraya doğru koşarken hepsi aklımdaydı . Hiçbir şey , hiçbir şey anlatamadım . Şakir olduğu yerden ayağa kalkmıştı . Anlattın . Her şeyi sandığından çok daha ayrıntılı anlattın oğlum , dedi . Kerem başını kaldırmış , ona bakıyordu . Anlattım mı ? Her şeyi anlattım mı dediniz ? Evet . Her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlattın . Kerem şaşkındı . Öyle mi ? Ne anlattım ki size ? Tutkuyu . . . Tutkuyu anlattın oğlum , dedi Şakir . Tutkuyu kimsenin anlatamayacağı gibi anlattın . Kerem buğulu gözlerle ona baktı . Tutkuyu mu anlattım ? Evet , tutkuyu anlattın sen bize . Ama hiçbir şey söylemedim ki ben sizlere . Ne ondan bahsedebildim , ne yaşadıklarımdan . . . Onlar önemli değil ki . Sen pençesinde kıvrandığın tutkuyu anlattın . Kerem bir an durdu . Ben bir tutsağım , dedi . Gördüğünüz gibi , hiçbir zaman kurtulamayacak , özgür olamayacak bir tutsağım ben . Gözleri kor gibi yanıyordu . Yerinden kalkmıştı . Kurtulmak istiyor musun oğlum ? diye sordu Şakir . Hayır , dedi Kerem . Kurtulmak istemiyorum . Bir tutsağım ben . Özgür kalmak istemiyorum . Dayanamadım , bakın . Elim ayağım tutmuyor . Gidiyorum , gidiyorum ben ! Bunları söylerken iki adımda Ömür Uzatma Kıraathanesi'nin kapısına varmıştı . Kapıyı açtı , dönüp bize baktı . Hoşça kalın , dedi . Aniden kaybolup gidiverdi . Yerimden fırladım , kapıyı hızla açıp Ömür Uzatma Kıraathanesi'nden dışarıya çıktım . Dar yollarda koşarak giden Kerem'i yakaladım . Dönüp baktı bana . Neden geldiniz ? Seninle birlikte gideceğim . Nereye gittiğimi biliyor musunuz ? Biliyorum . Erkekler Parkı'na gidiyorsun . Evet , dedi çaresizlikle . Ama yolu bilmiyorum . Korku içindeyim . Belki de bir daha bulamayacağım orayı . Şimdi ikimiz yan yana koşar adım gecenin içinde ilerliyorduk . Nasıl bir kadın o ? diye sordum . Bilmiyorum . Bilmiyor musun ? Onun nasıl bir kadın olduğunu bilmiyor musun ? Hayret içindeydim . Kerem bana baktı . Hiç bilmiyorum nasıl bir kadın olduğunu , dedi . İyi tanıyamadık onu . Ama onun bir an görünebileceği bir yerden ayrı kalmaya dayanamıyorsun . Evet , dayanamıyorum . Yürüdüğümüz yol bitmiş , bir başka sokağa açılmıştı . Oraya saptık . Yaşadın mı onunla ? Sayılmaz . Bir süre sessiz yürüdük . Yürüdüğümüz yol bitmiş , bir başka sokağa açılmıştı . Oraya saptık . Nasıl bir kadın bu ? Çok mu güzel ? Güzel , çok güzel . . . Parkta onu bekleyen diğer erkekleri kıskanmıyormusun ? Bir an durdu . Hiç düşünmedim bunu , dedi doğallıkla . Oradakilerin hepsi senin gibi . Hepsi onu bekliyor . Zaman . Herkesin zamanı önemli , dedi Kerem . O ne demek ? Parkta geçmiştekiler de var . Onun geçmişindeki erkekler . . . Kimi bir saatlik , kimi birkaç günlük . Gördüğü , tanıdığı , rastladığı erkekler . . . Onlar önemli değil . Nasıl olur ? Eski aşıkları , kocaları yok mu aralarında ? Vardır , vardır , olmaz olur mu ? dedi . Eski kocası havuzun başında durur her zaman . Yerini pek değiştirmez . Lacivert takım elbiseli , kır saçlı olan adam . Gözünde açık duman rengi gözlükler vardır . Cebinde bir düğün fotoğrafı durur . Kendi düğününde çekilmiş bir fotoğraf , uzun yıllar önce . . . Yürüdüğümüz yol bitmiş , daha dar bir sokak açılmıştı önümüzde . Oraya saptık . İlk kocası mı ? Evet , ilk kocası . Konuştun mu onunla ? Kimseyle konuşmaz ilk kocası . Orada , aynı yerde durur ve onu bekler . Arada , elini düğün fotoğrafının durduğu sol göğsünün üstüne koyar . Peki ya aşıklar ? Âşıkları yok mu onun ? Var , dedi Kerem . Olmaz olur mu ? Âşıkları , hayranları . . . Parkı dolduran erkekler işte ! Hepsi orada . Onlarla aran nasıl ? Terk ettiği bir aşığıyla konuşmuştum bir akşamüstü . Acı içindeydi . Onu elinden kaçırmış , bir başka erkeğe kaptırmıştı . Havuzun başına oturmuştuk . Bana biraz onu anlattı . Ona tapıyordum . Her istediğini yerine getiriyordum . Ağzından çıkanı iki ettirmezdim . Belki de ona karşı çok iyi olduğum için bıraktı beni . Ne tuhaf şey , değil mi ? İyi olmamdan , onu taparcasına sevmemden sıkıldı . Söyledi bana bunları , biliyor musun ? Bir gece zamanı , yataktayken söyledi hem de . . . O kadar iyisin ki özgürlüğüm kısıtlanıyor , istediğim gibi davranamıyorum . Seni üzmekten korkuyorum . Bu ilişkiyi bitirelim , böyle yürütemeyeceğim , dedi . O an yıkıldım , perişan oldum orada . Ağlamaya başladım . Yataktan kalkıp balkona çıkmış , bir sigara yakmıştı . Her şey bitmişti , anlamıştım . Bir süre kapısında bir köpek gibi süründüm . Benden sonra aşık olduğu adamı gece gündüz izledim . İçim kıskançlık , acı , kin ve nefretle doluydu . Anlatması güç duygular bunlar . Adam onu dövüyordu . Bazı geceler kulağımı kapısına dayar , dayak yerken attığı çığlıkları dinlerdim . Sonra barışırlardı . Ne tuhaf bir şeydi bu ! Sonra da bu parka düştüm işte . Onu döven adam da şurada , şu ağacın altındaki . O da burada bekler . Sürünür şimdi . İkimiz de aynı durumdayız , demişti , dedi . Tuhaf bir kadın , diye mırıldandım . Evet , tuhaf bir kadın , dedi Kerem . Yürüdüğümüz sokak gittikçe daralıyordu . Bir çıkmaz sokağa girdik galiba ? Belki de . . . Sokaklar birbirine karıştı . Bir yere varamadık henüz , dedim . Kerem yavaşça , Onun ruhu . . . İşte onun ruhu böyle . Girdik .